2 Aralık 2013 Pazartesi

Ali Mezarcıoğlu / Bilinmeyen Çingene Gerçeği

(10/06/2013) Çingenelerle ilgili bilinmeyenler her zaman bilinenlerden fazla oldu. Bu yazıda konuyla ilgili kendi yaklaşımlarımız çerçevesinde; Çingene gerçeğinin ısrarla göz ardı edilen boyutlarını ortaya koymaya çalışacağız. Öncelikli amacımız Çingene halklarının büyük insanlık ailesi içerisindeki yerini net bir biçimde vurgulamaktır.


Çingenelerle ilgili bilinmeyenler her zaman bilinenlerden fazla oldu. Bu yazıda konuyla ilgili kendi yaklaşımlarımız çerçevesinde; Çingene gerçeğinin ısrarla göz ardı edilen boyutlarını ortaya koymaya çalışacağız. Öncelikli amacımız Çingene halklarının büyük insanlık ailesi içerisindeki yerini net bir biçimde vurgulamaktır. Bununla birlikte Çingene halklarının gelişimlerini kısıtlayan, kendilerini daha güçlü bir biçimde ortaya koymalarını engelleyen faktörlerden biri olarak organik ve adanmış aydınlarından yoksunlukları da bu yazının temel temalarından birini teşkil etmektedir.

Çingene kelimesi bir kavimden, bir halktan daha fazlasını anlatmaktadır. Geçimlerini sanayi ve kapitalizmin gelişiminden önce; çeşitli zanaat ve hizmetlerin yerleşik tarımcılara, göçebe çobanlara ve kent-kasaba ahalisine sunulmasıyla sağlayan, göçebe ve yarı-göçebe halklar; Balkanlar, Orta Doğu, Orta Asya ve Orta Doğu'nun bir bölümünde Çingene adıyla anılmışlardır. Bu bölgelerde yaşayan Romanlar, Abdallar, Domlar, Lomlar, Mugatlar, Tavaktaroshlar, Helebiler, Ashkaliler gibi halkların ortak adı Çingenedir. Bu coğrafyaların dışında ise aynı geçim stratejisini benimsemiş farklı halklar için; Batı Avrupa'da Gypsy; Orta Doğu'nun kimi bölgelerinde Nawar; Hindistan'da Parya, Chandala, Afrika'da Sab, Midgan ve benzeri sözcükler kullanılmaktadır. Demek ki kökenleri, dilleri ve kültürleri farklı dahi olsa temel geçim stratejileri aynı olan bu halklar, dışarıdan bakanların onları tek bir isimle tanımlamasını mümkün kılacak şekilde bir bütün oluşturmaktadırlar.

Çingene halklarının tarihlerinde ortak olan bir deneyim onların geçim stratejilerinin aynılaşmasına neden olmuştur. Bu deneyim çingeneleştirilme sürecidir. Çingene halkları tarihin şu veya bu anında yaşadıkları çingeneleştirilme deneyimi öncesinde farklı toplumsal yapılara sahip olmuşlardır. Her biri içinde bulundukları daha büyük sosyal ve doğal çevreye uygun olarak kendi geçim stratejilerini geliştirmişlerdir. Kimileri geniş ormanlık arazilerde avcılık ve toplayıcılık yaparak geçinmektedirler. Kimileri ise hayvan sürülerine sahip göçebe kavimlerdir. Bazı başkaları ise kendilerine ya da başkalarına ait topraklarda tarım yapmaktadırlar. Çingeneleştirilme süreci tüm bu eski geçim stratejileri ve bunlara bağlı toplumsal organizasyon biçimlerini ortadan kaldırır.

Bir başka kavim ya da kabilenin yürüttüğü istila hareketi, kaos ya da doğal afetler sonucu söz konusu kavimler geçim stratejilerini üzerinde temellendirdikleri kaynaklardan yoksun kalmışlardır. Ormanlarda avcılık ve toplayıcılık yaparak geçinen kavimlerin sahip oldukları orman alanları, çobanların hayvan sürüleri ve tarımcıların toprakları bir biçimde ellerinden alınmıştır. Ormanlardan avcılık ve toplayıcılık yaparak geçinen tabiat insanları tabiatla olan bağlarını, çobanlık ve tarım yaparak geçinen toplumlarsa halk olarak siyasal ve ekomik yükselişlerinin temelini teşkil eden doğal asabiyetlerinin maddi zeminini yitirmişlerdir.

Bu koşullar altında her türlü geçim imkanından yoksun kalan ve içinde yaşadıkları toplumlarda güç göstergesi ve maddi gücün kaynağı olan tüm unsurları yitiren halklar Çingeneleştirilirler. Geçinebilmek için çeşitli zanaat ve hizmetleri, geniş aile grupları olarak başka kavim ve kabilelere sunacak karşılığında onlardan gıda maddeleri temin edeceklerdir. Ne var ki çok büyük bir statü kaybı yaşamışlar, Çingeneleştirilmişlerdir. Giderek yoksullaşarak, birlikte yaşadıkları toplumların en yoksul ve en dışlanmış grubunu oluştururlar.

İki Medeniyet 
Çingeneleştirilen halklar; çoban, tarımcı ve avcı toplayıcı halklardan farklı bir konumdadırlar. Çingene olmayan, Gaco-Geben halklarının medeniyetinde yer alan pek çok temel kavram ve mesele Çingene halklarının oluşturduğu medeniyete yabancıdır. Gaco-Geben halkları mülk sahibi halklardır. Toprakları, hayvan sürüleri vardır. Başlarda bunları korumak ve giderek de başkalarının mülklerini ele geçirmek için siyaset ve onun başka araçlarla yürütülen şekli olan savaşı geliştirmişlerdir. Gaco-Geben halkları zaman içerisinde birbirlerine zıt çıkarlara sahip ekonomik gruplardan oluşan katmanlı toplumlara dönüşmüşlerdir. Bu kez de siyaset ve savaş aynı halkların içerisindeki bu farklı ekonomik grupların, kaynaklar üzerindeki hakimiyet için birbirleriyle yaptıkları mücadelenin aracı olmuşlardır. Tarih içerisinde bu ekonomik grupların belirlendiği toplumsal yapılar değişmişse de, siyaset ve savaşın bu temel doğası hemen hemen her yerde aynı kalmıştır.

Gaco-Geben halkları belli coğrafyalarda toplanmış; toplandıkları alanlarda diğer gruplar ve halklar üzerinde egemenlik tesis eden siyasal yapılar oluşturmuşlardır. Bu yapılar zamanla güçlü devlet biçimlerine dönüşmüşlerdir. Köleci imparatorluk, mülk ve feodal hükümranlık temelinde gelişen bu ilk devlet yapılarının yerini kapitalizmin gelişmesiyle, merkez kapitalist ülkelerde ulus devletler ve daha sonra çevre kapitalist ülkelerde gelişen geç-ulus devletler almıştır. Gaco-Geben halklarının belli coğrafyalarda toplanmaları, belli coğrafyaları kendi hakimiyet alanları olarak sınırlandırmaları doğrudan doğruya onların ekonomik gerçeklikleri ile bağlantılıdır. Gerek hayvancılık ve gerekse tarım; hayvan sürüleri ve toprak üzerinde özel mülkiyete dayandığından; Gaco-Geben halklarında hakim durumda bulunan ekonomik ya da ekopolitik gruplar resmi ya da fiili egemenlikleri altındaki tarım arazileri ve hayvan sürülerinin otlak alanlarını, başka Gaco-Geben halklarına ait olanlardan ayırarak hem kendilerini ayakta tutan ekonomik süreçleri garantiye almışlar hem de egemenliklerini pekiştirmişlerdir. Kapitalizmin gelişmesiyle kurulan yeni ülkelerin ve bu ülkelerdeki siyasal egemenlik aygıtı olan ulus devletlerin öncelikli vazifesi ulusal pazarı bütünleştirmek ve korumak olmuştur.

Çingene halklarının medeniyeti ise barışçıl bir zanaat medeniyetidir. Çingene halkları neredeyse mutlak anlamda mülksüzleştirilmişler ve Çingeneleştirilmeleri sonucu gelecekte de mülk sahibi olmaları büyük ölçüde engellenmiştir. Bu engelleme kimi yerde resmi kimi yerde ise fiili yasaklarla pekiştirilmiştir. Her şeye rağmen Çingene halkları geçinmek için yaptıkları zanaat ve hizmetlerde derinleşmiş ve bu alanda önemli bir teknik ilerleme yaratmayı başarmışlardır. Öte yandan mülkten yoksun oldukları için Gaco-Geben medeniyetinin en önemli unsurlarından olan siyaset ve savaşa yabancı kalmışlardır. Zira ne korumaları gereken bir mülkleri vardır ne de başkalarının mülklerini ele geçirebilme umudu. Tarihte çok nadir de olsa kimi Çingene halklar bazı özel şartların yardımıyla bu cendereyi kırıp mülk sahibi olmaya, savaş ve siyasetin dilini konuşmaya başladıklarında ise onlar Çingene olmaktan çıkmış, çok geçmeden Çingenelik geçmişlerindeki kötü bir anıya dönüşmüş ve unutulmuştur.

Çingene halklarının temel geçim stratejisi, onların sınırlı toprak parçalarında toplanmalarını değil, mümkün olan en geniş coğrafyalara dağılmasını zorunlu kılmıştır. Mümkün olan en geniş müşteri topluluklarına ulaşabilmek için küçük gruplara bölünerek dağılmışlar, bu dağılma sürecinin sonucunda bütün Çingene halkları yaşadıkları her bölgede sayıca azınlık durumunda kalmışlardır. Örneğin temel olarak Balkan ve Batı Anadolu coğrafyasında yaşayan Romanlar bu bölgenin her yerinde yaşamlarını sürdürseler de coğrafyanın hiçbir yerinde nüfus çoğunluğu oluşturmamaktadırlar. Aynı şey Orta Anadolu'da yaşayan Abdallar, Kafkasya'daki Poşalar, Mezopotamya'daki Domlar, Orta Asya'daki Mugatlar ve tüm diğer Çingene halkları için geçerlidir. Çingene halklarının nüfus çoğunluğunu oluşturduğu tek yer en kalabalığı 25.000'i geçmeyen Çingene mahalleleri olmuştur. Çingene mahalleleri sadece Çingene halklarının kendi kültürlerini geliştirdikleri ve ürettikleri temel birimler olmakla kalmamış, aynı zamanda binlerce yıllık yaşanmışlığın sonucunda asimile olmamış Çingene bireylerin yaşayabileceği yegane mekan parçaları olarak kalmışlardır.

Kapitalizm ve Çingeneler 
Daha önceki sosyo-ekonomik bütünlerden pek çok açıdan ayrılan kapitalizm dünyanın çehresini değiştirmiş ve gezegenin her bir köşesine sızmayı başarabilmiştir. Sanayinin ve kapitalist ilişkilerin gelişimine bağlı olarak toplumlar dönüşürken, geçmişte Çingene halkları tarafından yapılan çeşitli zanaat ve hizmetlerin önemli bir bölümü ortadan kaldırılmıştır. Sepetçilik, demircilik, kalaycılık, diş çekme, ilaç yapımı, halk hekimliği, seyyar berberlik gibi çoğu meslek ortadan kalkmıştır. Müzisyenlik, cambazlık vs gibi meslekler ise biçim değiştirip yeni dönemin koşullarına uygun olarak yeniden üretilmiştir. Çoğu Çingene ise geçmişle bağını tamamen kopararak içinde yaşanılan ülkede başkalarının çalışmak istemeyeceği düşük gelirli ve insan sağlığına zararlı işlerde çalışmaya başlamıştır. Bunun ötesine geçmeleri ise bir yandan binlerce yılın mülksüzleştirilmişlik mirası öte yandan ise birlikte yaşadıkları Gaco-Geben halklarının alt ekonomik gruplarında dahi hakim durumda bulunan tamamen dışlayıcı önyargı duvarları tarafından engellenmiştir. Bu önyargı duvarları, Çingene halklarına mensup bireyleri, Gaco-Geben halklarının alt ekonomik gruplarından yalıtarak, hemen hemen evrensel kast duvarları olarak işlev görmektedirler.

Çingene halkları, Gaco-Geben halklarından farklı olarak kendi içlerinde çıkarları birbirine zıt ekonomik gruplara ayrılmamışlardır. Aralarında liderler ve ön plana çıkan özel insanlar olsa da bunlarla halklarının kalanının ilişkisi hiçbir zaman Gaco-Geben halklarındaki gibi olmamış, yapılaşmış zıtlıklara dönüşmemiştir. Çingene halklarının içinden çıkan bireyler ya da gruplar belli bir ölçünün üzerinde ekonomik, kültürel ya da sosyal sermaye birikimi gerçekleştirdiklerinde vakit kaybetmeden toplumlarından koparak izlerini kaybettirmişler, Gaco-Geben halklarına dahil olmuşlardır. Bu haliyle Çingene halklarını oluşturan bireylerin ezici çoğunluğu yaşadıkları ülkelerde, en alt Gaco-Geben halklarının alt ekonomik ve ekopolitik grupları ile yan yanalık ilişkisi içerisinde bulunmuşlardır. Yani Çingene halkları, kendi içlerinde çıkarları birbirlerine zıt ekonomik gruplara bölünmemişlerse de halk olarak Gaco-Geben halklarının içlerindeki katmanlaşmalarda mağdur ekononomik ve ekopolitik grupların alt kümeleri olarak görülebilirler.

Daha somut konuşmak gerekirse Çingene halkları, merkez kapitalist ülkeler gibi, kapitalist ilişkilerin toplumsal yapıyı bütünüyle yeniden yapılandırdığı coğrafyalarda sınıflaşmış işçi ve yedek işçi ekonomik gruplarının; çevre kapitalist ülkelerin Balkan ve Orta Doğu varyantlarında olduğu gibi kapitalist ilişkilere tabi ama toplumsal yapısı daha karmaşık bir katmanlaşma gösteren ülkelerde garibanlar ve halk sınıfları olarak tanımlanabilecek ekopolitik grupların unsurlarını teşkil ederler.

Bu noktada son yıllarda ortaya çıkan yeni bir eğilim dikkatle izlenmelidir. Özellikle Romanların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde; çeşitli uluslararası kurumlar Romanların uzun vadede bölgesel istikrar için bir sorun teşkil etmemesi için Romanları topluma entegre etmek amacıyla küresel fonlar ayırmaya başlamışlardır. Bu fonlar Gaco-Geben halklarından bireyler ve Romanların asimile olmak üzere olan nispeten varlıklı bireyleri tarafından kullanılmaktadır. Fonları almaya devam etmek için Roman toplumundan sözde de olsa kopmayan bu yeni Roman elitler gelecekte Roman toplumunun üst ekonomik ya da ekopolitik gruplarını oluşturabilirler mi? Yoksa uluslararası kurumlardan gelen fon akışının kesilmesi ile birlikte geçmişte olduğu gibi bu bireylerde hızlı bir biçimde Çingene geçmişleri ile bağlarını kesecekler midir? Bu sorunun yanıtını şimdilik vermeyeceğiz.

Çingene Aydınları Nerede? 
Çingene halkları içlerinden çıkan bireysel istisnalar bir yana, mülksüzleştirilmişliklerini sürdürmektedirler. Mülk sahibi Çingeneler, geçmişte olduğu gibi bugün de büyük bir hızla kendi topluluklarından kopmakta ve mülk sahibi oldukları andan itibaren artık daha fazla Çingenelerin bir parçası olmamaktadırlar. Çingene halklarını oluşturan bireylerin büyük çoğunluğunu onları yaşadıkları dünyaya bağlayan mülkleri, varlıkları, sosyo-politik ilişkisellikleri yoktur. Çingene halklarının kahir ekseriyetinin kaybedecek hemen hiçbir şeyi yoktur. Bu durum bir yandan muazzam bir dinamizme sahip olmalarını sağlarken öte yandan köklü değişimlere açık olmalarını mümkün kılar. Doğal olarak yaşadıkları her yerde mevcut statülere yabancılaşır onlara karşı tepkiselleşirler. Buna karşılık Çingene halkları yaşadıkları hiçbir yerde kendilerini mevcut durumlarına mahkum eden yapılara karşı sağlıklı tepkiler geliştirememekte, çoğunlukla Çingene halklarında var olan mevcut tepki suç örgütlenmelerinin yelkenine su taşımaktadır.

Bu durumun temel nedeni yine Çingene halklarının tarihinde yatmaktadır. Tıpkı mülk sahibi olan Çingene bireyler gibi eğitim almış veya bir biçimde kendini yetiştirmiş Çingene aydınları da toplumlarından kopmaktadırlar. Çok sayıda Çingene bireyi şansın yardımıyla eğitim alabilmekte, olağanüstü yeteneklere sahip Çingene bireyler bazen eğitim almaksızın da kendilerini yetiştirebilmektedirler. Ne var ki Çingene toplumlarının yoksulluğu ve onları kuşatan kast sınırları o kadar katıdır ki, Çingene aydınları içinden çıktıkları toplumun bünyesinde kaldıkları müddetçe kendileri ve toplumları için hiçbir umut olmadığını görmektedirler. Toplumundan kaçmayı başarabilirse Gaco-Geben halklarına mensup bir birey olarak kendisine mütevazi de olsa farklı bir gelecek yaratması mümkün olacaktır.

Bu amaçla eğer fizik özellikleri herhangi bir Çingene halkına aidiyetine şehadet etmiyorsa, bu aidiyete işaret eden fiziksel ve kültürel özellikler taşıyan akrabalarından koparak ya da eğer kendi fiziksel veya kültürel özellikleri bu aidiyete işaret ediyorsa bu özellikleri açıklayan kurgusal aile tarihleri hazırlayarak Gaco-Geben halklarının içerisinde kendisine bir yer bulmaya çalışır. Köksüz, tarihsiz ve iğreti bir biçimde Gaco-Geben halklarından herhangi birisinin içerisinde erimeyi başarsa da gelecek nesillerinin iğreti var oluşlarının farkına vararak köklerini sorgulaması kuvvetle muhtemeldir. Her halükarda kopuş gerçekleştirmiştir. Bu aşamadan sonra aydın, yani kültür üreticisi sayılabilecek olan Çingene bireyinin gerçekleştireceği her türden üretim Gaco-Geben halklarına yarayacaktır. Bu da insanlığa bir katkıdır şüphesiz. Ama kendi toplumundan koparak zihinsel enerjisini farklı alanlara kanalize eden Çingene aydını, içinden çıktığı Çingene halkının kültürel kuraklaşmasına bir biçimde katkıda bulunmuş olmaktadır.

Her toplum kendisini aydınları ile yeniden inşa eder. Halkların ve halkların içerisindeki ekonomik ve ekopolitik grupların tarihsel bilincini yaratan ya organik aydınları ya da kendisini o topluma adamış başka toplumlara mensup aydınlardır. Çingene halklarının potansiyel aydınları belirtilen nedenlerden ötürü toplumlarından uzaklaştıkları gibi diğer toplumların aydınları da yine aynı gerekçelerle Çingene toplumundan uzak durmaktadırlar. Çingeneliği kuşatan muazzam lanetin büyüklüğünü bilinçaltında hisseden Gaco-Geben aydını kendisini bu halklara adamayı, onların toplumsal varlığının geliştirilmesine katkıda bulunmayı düşünemez bile. Zira binlerce yıla yayılmış mutlak mülksüzlük; dışarıdan bakan Gaco-Geben aydınında dipsiz kuyu hissi uyandıracak; en şövalye ruhlu olanları bile Çingenelere adanmış bir ömrün saygınlığına ve anlamlılığına kendini ikna etmeyi başaramayacaktır.

Bu noktada siyaset ve onun başka araçlarla yürütülen biçimi olan savaşın tarihsel olarak Gaco-Geben halkları tarafından yürütülmüş olmasının çok önemli bir etkisi bulunmaktadır. Her iki insan ilişkisi de Gaco-Geben halklarına özgü kodlar ve simgelerle tanımlanmıştır. Şövalyelik ya da adanmışlık ancak şu veya bu biçimde bu kodlar ve simgeleri taşıyan halklar veya bu halkların bünyesindeki ekonomik veya ekopolitik gruplar için yapıldığında gerçek anlamını bulmakta ve bireye kendini feda etmekten alınan manevi hazzı ya da insani tamamlanma imkanını sunmaktadır. Çingene halkları bu kod ve simgelerden tamamen yoksun olduklarından fedaya layık bulunmazlar.

Bu şartlar altında Çingene halkları kolu kanadı kırılmış bir halde kalır. Bir yanda kendisini mutlak mülksüzlüğe, mutlak dışlanmışlığa mahkum eden statülere muazzam bir öfke duyarken; öte yandan tepkisini ifade edebileceği sağlıklı zeminleri inşa edebilecek organik ve adanmış aydınlarından yoksun olduğundan son derece tehlikeli bir kısır döngünün içerisinde hapsolur.

Çingene halklarının tepkisini sağlıklı biçimlerde ifade edebileceği sağlıklı kanalların olmaması sadece bu halklar için bir sorun değildir. Daha önce de belirttiğimiz üzere Çingene halkları birlikte yaşadıkları Gaco-Geben halklarının alt ekonomik ve ekopolitik gruplarının parçası durumundadırlar. Geçim stratejileri nedeni ile geniş alanlara yayılma eğiliminde olan Çingene halkları hiçbir yerde çoğunluk teşkil etmezler. Buna karşılık yaygınlıkları ve sahip oldukları dinamizm ile, pek çok açıdan kader ortaklığı yaptıkları kesimlerle el ele verirlerse önemli toplumsal dönüşümlere katkı sunmaları muhtemeldir. Ne var ki bunun gerçekleşebilmesi ancak ve ancak Çingene halklarının organik ve adanmış aydınları ile kendi kendilerini inşa etmeleri, kendilerini ifade edebilecekleri sağlıklı kanalları kurmaları ile mümkündür.

Çingeneleştirilmenin aydınsızlaşma ile tamamlandığı şartlarda Çingeneler kendilerini ifade edecekleri sağlıklı kanallardan yoksun oldukları ölçüde normal şartlarda elbirliği edebilecekleri Gaco-Geben halklarının alt ekonomik ve ekopolitik grupları ile karşı karşıya geleceklerdir. Zira yolunu bulamayan öfke suça ve şiddete yol açacak, bunun hedefinde ise haliyle Çingene halklarının en yakınındaki Gaco-Geben halklarının alt ekonomik ve ekopolitik gruplarına mensup bireyler olacaktır. Bu durumsa Çingenelere Gaco-Geben halklarının alt ekonomik ve ekopolitik grupları arasında taban bulan ırkçılık olarak geri dönecektir.

***

Burada söylediklerimiz hem mevcut durumun analizi hem de geleceğe ilişkin bir öngörü niteliği taşıyor. Organik ve adanmış aydınları ile kendini yeniden kurma şansı bulamaması durumunda, Çingene halklarının muazzam dinamizmi, Gaco-Geben halklarının alt ekonomik ve ekopolitik katmanları için büyük bir negatif kaos kaynağı olabilecekken; aksi durumda pozitif bir kaos ve yapıcı enerjilere kaynaklık edebilecektir. Bu yapıcı enerjilerin coğrafyamızın ve gezegenimizin genel tıkanmışlığı için büyük bir şifa kaynağı olması da mümkündür. Bütün mesele aydınlar ve Çingene halkları arasındaki ters mıknatıslanma etkisinin şu veya bu biçimde aşılmasının mümkün olup olmadığıdır.

Bu yazıyla şimdilik tarihe not düşmüş olalım. Sorduğumuz soruların yanıtı hiç şüphesiz ki önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde tarih tarafından verilecektir... 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme