2 Aralık 2013 Pazartesi

Salih Kocatepe / Sayın Yaşar Kemal Cellatlar Çingene mi? 08/10/2013

(08/10/2013) Yazarımız Salih Kocatepe "Sayın Yaşar Kemal Cellatlar Çingene mi?" başlıklı yazısında, tarih boyunca yanlışlıkla Çingenelere atfedilen "cellatlık" mesleğinin kimi ünlü ve saygın kaleminde nasıl günümüzde dahi Çingene toplumunun günahıymış gibi ele alındığını tartışıyor. Çeşitli kayaklardan örneklere yer verilen yazı tarihi bir soruna işaret ediyor.

"BEN ÇİNGENE DEĞİLİM ASILACAK ADAMIN İPİNİ ÇEKMEM" DİYEN YAŞAR KEMAL ANILARINDA; ADNAN MENDERES'İN İDAMINI OĞUZ ARAL'A ANLATIYOR

Bu anlatılar Hayvan Dergisinin 1'nci sayısında yayımlanıyor.

"Adnan menderes'in idamında Cumhuriyet gazetesinden yazar olarak 5 kişi görevlendirildi. Bende aralarındaydım. Cevat Fehmi'ye dedim ki "Ben uzak dururum ona göre, yakından bakmam". Sonunda uzak durdum "Astılar mı?" dedim "Evet astılar." dediler. "Allah rahmet eylesin" dedim. Hala Adnan Menderes'in üzüntüsünü çekerim. Dönüşte Nadir Nadi, "Yazı yazmayacak mısın?" Dedi. "Ben Çingene değilim Asılacak adamın ipini çekmen dedim". Adnan Menderes'i Ölümünün 52 yılında Saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Sizce idam kararını veren mi suçlu? Yoksa idam emrini yerine getiren mi suçlu? İşin aslına baktığımızda idam kararlarını verenler adeta unutturuluyor. İdam cezası emrini yerine getirenler ise; yazarlar ve şairler ve de çizerler tarafından günah keçisi oluyor. Yaşamın her yerinde her satısında kötü işler hep Çingenelerin alnına kara bir leke olarak yapıştırılmıştır. İdam eşittir cellât, cellât eşittir Çingene. Bu üçlü kavram Çingenelere yönelik önyargı ve ırkçılıktan başka ne olabilir? Adnan Menderes'i gerçekten bir Çingene mi idam etti? Bunu yapacak bir Çingene'yi tahayyül etmek bile zor. Turhan Dilligil'in 1988 de yayımlanan "İmralı'da Üç mezar adlı" kitabında, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun 16-17 Eylül 1961 idamında Cellât Üsküdar'da Bekçilerin başı imiş adı da Kemal Ayson imiş. Üstelikte Çingene bir cellât imiş.Miş miş.

Mensur Cellât Ali'ye, kara lakabını yakıştırdılar. Oldu size Cellât Kara Ali. Sebebine gelinince ise, cellâtlık gibi kötü bir mesleği yıllarca kötü belledikleri esmer ırka yapıştırsınlar diye. Beyaz ırka leke bulaşmasın diye. Sadeliği ve duruluğu bozulmasın diye.

Çocukluk yıllarımda, sosyalist olduğunu şiirlerinde öğrendiğim, saygı duyduğum Nazım Hikmet'in 1933 yılında Bursa Cezaevi'nden eşi Piraye Hanım'a yazdığı şu şiirine bakın ne kadar da ön yargılı.

"ölüm 
Bir ipte sallanan ölü
Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm
Fakat emin ol ki sevgilim
Zavallı bir Çingene'nin
Kıllı, siyah bir örümceğe
Benzeyen eli
Geçirecekse eğer ipi boğazıma
Mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazım'a!"

Nazım Hikmet'in bile nasıl ön yargılı olduğu açıkça ortada duruyor. Nazım Şiirinde; Çingene varsaydığı cellâdı tanımlarken elini kıllı, siyah bir örümceğe benzetiyor.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, Cumhuriyet tarihinin en ünlü cellâdı, Cellât Kara Ali kendi ifadesine göre 5.126 kişiyi yağlı urganla öteki dünyaya uğurlayan Cellât Ali, 'Kara', 'Çingene' ya da 'Selanikli Kıpti' değil, aynen Nazım Hikmet gibi, sarışın, mavi gözlü, açık tenli bir Makedonya göçmeni olduğunu, Ayşe HÜR Hanımefendi yazılarında belirtmektedir. Cellât Ali'nin en doğru kimliğine gelinince ise yine yazar Ayşe HÜR Hanımefendi şöyle ifade etmektedir.

Cellât Ali'yle bir süre komşu olan Ali Haydar Toprak'a göre Cellât Ali diye anılan kişinin 1934'ten sonra soyadı Ağu ya da Ağı olup Bir Çingene veya Kıpti değil; sarışın, mavi gözlü ve açık tenli bir Makedonya göçmenidir. Yine Toprak'a göre Feridun Kandemir'in dediği gibi çevik bir yapıya sahiptir ancak, Kemal Tahir'in kurguladığı gibi cellâtlığı babadan miras değildir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme