Çingeneler Kimdir?

Çingeneler insanlık ailesinin ayrılmaz bir parçasını oluştururlar. En gerçek ve doğru manasıyla Çingeneler göçebe zanaatçı ataların çocuklarıdır. Çingene adlandırması Balkanlar ve Anadolu'da göçebe zanaatçı toplulukları adlandırmak için kullanılmıştır. Tarihin en eski zamanlarından beri kimi insan grupları; tarım veya hayvancılıkla geçinmişlerdir. Çingenelerse çeşitli nedenlerden dolayı göçebe zanaatçılıkla yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Biz Çingenelerin ataları; sepet, elek, metal eşya, kalay vs gibi ürün ve hizmetleri meydana getirerek bunları tarım ve hayvancılıkla geçinen diğer toplumlara satmışlardır. Bizim atalarımız diğer toplumlar gibi hayvan sürülerine ve geniş topraklara sahip olmadığından göçebe zanaatçılıktan başka bir geçim imkanı bulamamışlardır. Aslında Çingenelerle Çingene olmayanları birbirinden ayıran yegane fark budur.

Sanıldığı gibi bizlerle diğer insanları birbirimizden ten rengi, ırksal özellikler ya da dil ayırmaz. Esmer Çingeneler kadar beyaz tenli ya da sarışın Çingeneler de vardır. Farklı ırklara mensup Çingene grupları da vardır. Farklı diller konuşan Çingene grupları da vardır. Ama tüm Çingenelerin ortak özelliği atalarının binlerce yıl boyunca göçebe zanaatçılıkla geçinmiş olmalarıdır. Bugün birey olarak bir Çingene hangi mesleği yapıyor olursa olsun, insanlığın ilk zamanlarında atalarının göçebe zanaatçı olması onun da Çingene toplumuna ait olduğunu gösterir.

Ne gariptir ki Çingeneleri diğer insanlardan ayıran tek özellik göçebe zanaatçılık olmasına rağmen, bu mesele üzerinden insanlar arasında ciddi bir ayrım meydana gelebilmiştir. Peki öyleyse nedir bu kadar korkutan şey diğer insanları? Bize karşı ortaya çıkan yabancılık duygusunu ne yaratıyor? Bu sorunun yanıtı tarihimizde gizlidir.

Bizler kökü binlerce yıl öncesine dayanan evrensel bir kültürün çocuklarıyız. Tarihimiz binlerce yıl önce başlamıştır. Bu eski tarih hakkıyla anlatılmadan Çingeneliğin gerçekte ne demek olduğu anlaşılamaz. Çingenelerin hikayesi aynı zamanda insanlığın da hikayesidir. O yüzden hikayemizi anlatmaya insanlığın henüz kendi içinde farklı mesleklere bölünmediği dönemlerden başlıyoruz.

Binlerce yıl önce insanlık dünyanın her yerinde benzer şartlarda yaşamaktaydı. Tüm insanlığın yegane mesleği toplayıcılık ve avcılıktı. Yabani hayvanları avlayarak ya da çeşitli bitkileri toplayarak yaşamlarını sürdürmekteydller. Bu dönemde kadınlar toplum içerisinde en az erkekler kadar güçlü bir konumdaydılar. Çünkü toplayıcılık faaliyeti kadınların elindeydi. Ekonomik hayatın içerisinde olmaları onları güçlü kılıyordu.

Ne var ki zamanla insanoğlu hayvanları evcilleştirmeyi ve sürüler halinde hayvan beslemeyi öğrenmiştir. Dünyanın değişik bölgelerinde, sürü beslemeyi öğrenen kabileler hızla bu yeni meslekte yoğunlaşmaya başlamışlardır. Sürü besleyerek geçimlerini sağlayan çoban kabilelerde; erkekler ön plana çıkmaya başlamışlar kadınlar ikinci plana atılmışlardır. Bunun sebebi ise kadınların hakim olduğu toplayıcılığın çobanlıkla beraber gözden düşmesidir.
Bu dönemde çobanlıkla geçinen kabileler; sürülerini besletebilecekleri geniş otlak alanlarına ihtiyaç duymuşlardır. Hem otlak alanlarını koruyabilmek hem de sürülerini başka çoban kabilelerin saldırılarından korumak için silahlanmışlar, savaşçı bir hale gelmişlerdir.

Tüm bunlar olup biterken kimi kabilelerde toplayıcılık ve avcılık mesleğine devam etmişlerdir. Ne var ki çobanlığa geçen kabileler kendi otlak alanlarını savaşarak korumaya başladıklarından ne avcılık ne de toplayıcılık eskisi kadar kolay yapılamamaktadır. Yakın çevrelerindeki çoban kabilelerin baskısı altındaki bu insanlar çaresiz bir şekilde bir başka mesleği geliştirmeye zorlanmışlardır. Göçebe Zanaatçılık. Toplayıcılık ve avcılık döneminde geliştirilen çeşitli zanaat ürünleri; başka ürünlerin takası karşılığı çobanlıkla geçinen kabilelere verilmiş, böylelikle bu kabileler de hayatta kalmanın yolunu bulmuştur. Sepetçilik, demircilik, elekçilik, kalaycılık gibi temel mesleklerimiz bu günlerin yadigarıdır.

Göçebe zanaatçılıkla geçinen kabilelerde; kadınlar ekonomik hayatın içinde yer almaya devam etmişlerdir. Böylelikle başlangıçta tüm insan toplumlarında var olan güçlü kadın karakteri göçebe zanaatçılarda varlığını devam ettirebilmiştir. Çoban kabileler; kendi içlerinde güçlü kadın kişiliklerinin var olduğu ve kadın-erkek eşitliğine dayanan göçebe zanaatçılardan korkmuşlar, onlarla yakınlaşmak istememişlerdir. Binlerce yıldır yaşanan büyük ayrımların en temel nedeni budur. Bugün karşımıza; gaco-muul-geben ve Çingene ayrımı olarak çıkan insanlar arasındaki farklılığın temelinde; insanlığın binlerce yıl önce çobanlar ve göçebe zanaatçılar olarak bölünmüş olması vardır. Hala bile "eli maşalı" diye tabir edilen kadınlarımızın gücü, toplumumuzun büyük bölümünde varlığını koruyan kadın erkek eşitliği bize atalarımızdan mirastır. Ne yazık ki bizim toplumumuz için bir gurur vesilesi olan kadınlarımızın sahip olduğu toplumsal kuvvet, başkaları için bizi aşağılamanın ve dışlamanın gerekçesi olabilmektedir. Bizimle ilgili uydurulan hurafeler, asılsız iftiralar iyi incelendiğinde özünde hep bu noktayı işaret ettiklerini kolaylıkla anlayabiliriz.

İşte bu Göçebe Zanaatçılar biz Çingenelerin atalarıdır. Dünyanın her yerinde farklı dilleri konuşan ve farklı ırklardan gelen göçebe zanaatçılar vardır. Zamanla atalarımız yer değiştirmişler ve büyük göçler yaşamışlardır. Gittikleri her yerde kendileri gibi göçebe zanaatçılıkla geçinen başka insanlar bulmuşlar ve onlarla kaynaşmışlardır. Çoban kabileler, göçebe zanaatçılarla evlilik yapmaktan kaçınırken; farklı ırklardan gelen göçebe zanaatçılar bu kaygıyı hiç duymamış zamanla birbirinden ayrılamayacak kadar içiçe geçmişlerdir. Günümüzde hiçbir toplum saf ırk özelliği göstermemektedir. Ama bizlerin ataları yaşadıkları büyük göçler dolayısıyla o kadar geniş bir alana yayılmışlardır ki Çingeneler tam anlamıyla ırklarüstü bir kültür haline gelmiştir. Çingene olmak demek, bir Hindu ile bir Kafkasyalı ile bir Afrikalı ile bir Turani ile bir farsi ile akraba olmak, kardeş olmak demektir. İnsanlığın kendi arasında büyük acılar çekmelerine sebep olan ırk ayrımları Çingenelerin arasında ortadan kalkmıştır.

Çingene göçebe zanaatçıların torunlarına bu topraklarda verilen isimdir. Bu diyarda adımız Çingenedir. Her diyarda başka namımız vardır. Biz evrensel ve ırklarüstü bir kültürüz. Yaşadığımız her ülkede o ülkelerin bir parçası ve insanlık aleminin barışçı bir ögesi olarak varlığımızı sürdürmekten mutluyuz. Bugün yaşadığımız sorunların geçmişteki köklerini anlayabildiğimiz ölçüde bu sorunları çözerek daha da mutlu olacağız.

TEMEL METİNLER

ROMAN OLMAK NE DEMEKTİR?

Romanlar Balkanlar'da yaşayan en büyük Çingene topluluklarındandır. Roman toplumunun Romanes adı verilen bir dili ve başlangıcı Kuzey Hindistan'a dayanan bin yıllık bir tarihi bulunmaktadır. Romanların en eski ataları uzun yolculuklarına Hindistan'dan başlamış olsalar da Roman Çingeneleri gerçek anlamda bir Balkan toplumudur. Hem Romanes dili, hem de Roman kültürünün diğer özellikleri uzun bir göç sürecinin ardından Balkan topraklarında bugünkü şeklini almıştır.

***

Dünyanın dört bir yanında farklı Çingene kavimleri yaşamlarını sürdürmektedir. Bu kavimlerin ortak özelliği sahip oldukları topraklar, hayvan sürüleri ve geniş orman arazileri ellerinden alındığı için geçimlerini göçebe zanaatçılıkla temin etmek zorunda kalmış olmalarıdır. Roman toplumun ataları da yine kendilerine başka hiçbir alternatif bırakılmadığı için yüzlerce yıl boyunca sepetçilik, elekçilik, kalaycılık, demircilik, müzisyenlik, şifacılık gibi geleneksel Çingene meslekleri ile geçinmek zorunda kalmışlardır. Sanayinin yaygınlaşması ile birlikte geleneksel Çingene meslekleri büyük ölçüde yaygınlığını kaybettiğinde ise az sayıdaki şanslı Roman avukat, doktor, mühendis veya öğretmen olmayı başarabilmiştir. Günümüzde Balkanların her yerinde yaşayan Roman toplumunun büyük çoğunluğu ekmeklerini taştan çıkarmakta, yaşadıkları ülkelerdeki diğer kesimlerin çoğunlukla tercih etmediği düşük gelirli ve en zor işlerde çalışmaktadırlar.



ROMANLARIN TARİHİ

Sanayi öncesi dönemde geçimlerini göçebe zanaatçılıkla karşılayan tüm Çingene kavimlerinin kendilerine ait bir tarihi vardır. Balkan coğrafyasının en kalabalık Çingene gruplarından olan Romanlar da Hindistan'dan Avrupa'ya uzanan zorlu bir göç süreciyle başlayan bir tarihe sahiptirler. Roman toplumuna mensup bireylerin, toplumlarını hedefleyen önyargılar karşısında kişiliklerini ve toplumlarını savunabilmeleri ve kendilerini birlikte yaşadıkları toplumlara daha iyi anlatabilmeleri için bu tarihi bilmeleri büyük önem taşımaktadır.

Roman tarihi yazılı kaynaklardan öğrenilemez. Doğrudan doğruya Roman tarihine kaynaklık edebilecek çok az sayıda yazılı belge bulunmaktadır. Buna karşılık Roman tarihinin en büyük şahidi Roman dili, Romanestir. 1700'lü yılların sonlarından itibaren Romanes dilini inceleyen dilbilimciler bu dilin kimi özelliklerinden Romanların tarihine ilişkin çeşitli sonuçlar çıkarmışlardır. Romanes dilinin Avrupa'da konuşulan diller içerisinde yakın dönem Hint dilleri ile doğrudan ilişkili tek dil olması Romanların tarihinin Hindistan'da başladığını ortaya koymaktadır. Hindistan'da başlayan Roman tarihi, Romanların bir Avrupa halkına dönüşmesiyle devam edecektir.


BEN BİR ÇİNGENEYİM
Tarihin en eski devirlerinden beri korktular bizden. Adımızı Çingene koydular. Farklıydık. Daha yoksulduk. Daha özgürdük. Ama insandık. Tıpkı onlar gibi. Onlar bunun farkında değildi. Bizimle çalışmak, bizimle yaşamak, bizimle konuşmak istemediler. Biz yarattığımız göz nuru zanaatlerle onlara bir yaşam bahşederken onlar şehirlerinin unutulmuş köşelerine attılar bizi. Yoksulluk bitmeyen bir lanet gibi üstümüze çüktü. Çok acılar çektik.

Atalarım, bu haksızlıklardan kurtulmak için her yolu denediler... Haykırarak baktılar insanların gözlerine; bazen yalvararak! "Biz Çingene değiliz, insanız". Bizi kabul edin. Lütfen!

Bugüne kadar kimse onları dinlemedi. Çaresizliklerinin karşısında gülümsediler. Yoksulluklarıyla alay ettiler. Umutsuzluk bir karabasan gibi çöktü insanlarımızın üzerine.

Ben atalarım gibi umutsuzca yalvarmayacağım. Biliyorum ki gerçekten de biz farklıyız! Özgür, hırçın, dayanıklı, güçlü, insancıl, ve yaratıcıyız. Tarihin en barışçı insanlarıyız. Bu yüzden utanmam gerekmiyor.

Evet ben bir dokunulmazım. Acılarımızın verdiği güçle; çirkinlikler, kalleşlikler ve aşağılayan bakışlar dokunamaz artık bana. Temiz yüreğimize değil aşınmış ayakkabılarımıza bakanlar incitemez artık kalbimi. Madem ki binlerce yıldır ölüm tadında yaşadık hayatı; bundan sonra hiçbir güç dokunamaz tertemiz insanlığımızla beslenmiş kutsal özgürlüğümüze. Ben bir dokunulmazım.

Olduğum şeyle gurur duyuyorum. Herkes bilsin! Ben Bir Çingeneyim


11 yorum:

  1. Çingeneler her ırktan Anaerkil toplumun günümüzdeki barışçıl örnekleridir. Bu konu ile ilgili araştırmalarım yakında yayınlanacaktır.Tayyip Yelen, Araştırmacı Yazar.

    YanıtlaSil
  2. hiç bir alakam yok çingenlerle merak ettm değişkmiş keşke bende o ırktan olsaydım :D

    YanıtlaSil
  3. Merhaba, oldukça iyi bir anlatım. Bana göre Irk içerisinde kümelenmiş tüm halkların çingeneler gibi Irk üstü bir duruma gelmeleri belki de dünyanın kurutuluşu için atılacak en önemli bir adım olur. İNSAN VE TOPLUM BİLGİ PAYLAŞIMI adlı Facebook sayfamda paylaşmak üzere çingeneler hakkında araştırma yaparken buldum sayfanızı. Güzel ve yararlı bir sayfa başarılar diler benim sayfama da ziyarete beklerim. 😂

    YanıtlaSil
  4. M KARABAŞ ÕNEMLİ OLAN AYNI TOPRAKLARDA KARDEŞCE YAŞAYABILMEKTİR.

    YanıtlaSil
  5. insan dil din ve irkini secemeden dunyaya gelir.dogumdan bes dakika sonra tum bu ozellikker insana dikte edilir ve olesiye kadar baskalarinin bizim icin sectigi degerleri savunmakla hayatimuz son bulur.

    YanıtlaSil
  6. Ya sadece göçebe zsnaatçılıkla ilişkilendirmek hatalı olur çingene halklarını.... Bu olgunun bir Hindistan kökeni var...

    YanıtlaSil
  7. Has Ve Öz Elekçi Çingeneseyim Ama Beni Görenler Çingen Olduğuma İnanmıyo :D

    YanıtlaSil
  8. böyle acındırmışsınızda kendinizi dışladılar falan ettiler filan ettiler şehirde pislik çıkaran baş belası insanlara ne yapılsın .

    YanıtlaSil
  9. hepimiz allahın kullarıyız kimse kimseden kul olarak üstün değildir üstünlük ancak allah'a layık kul olmakla olur çingene değilim ama çingeneleri seviyorum☺

    YanıtlaSil
  10. Sayfayı İstanbul da çingenelrin neden hep dere kenarlarında tepelerde yaşadığını araştırırken buldum cok iyi anlatılmış özünüz ben doğma büyüme Beyoğlu çocugu yum selanik göçmeniyim tipim tam şopar 😊lakabımda kuştepe Sarıgöl hacıhüsrev dolapdere gültepe hemen hemen tüm çingene mahallerini bilirim hepsinde oturmuşlıgm muhabbet etmişliğim vardır hemn hemen hepsi selanik göçmeni hemşehrim cıkmıştır romanlara karşı bir sempatim var tarihiniz hakkında bir bilgi vermek isterim 2000 yıl öncelerine dayanan bir tarihte Bizans imparatoru sizi özel olarak Hindistan'dan getirmiş çalgı çengi işleri için ordan geldiğinizde sizi sur dibi sulukuleye yerleştirmiş ve o uzunca tarih boyunca burada ikamet etmektesiniz diye biliyorum ama sizin avcı toplayıcı döneme baglamanız cok isabetli olmuş bu konu hakkında araştırma yapıyorum romanlar İstanbul Avrupa yakasından neden hep dere kenarları ve tepelere yerleşmişlerdir merak ediyorum sayfanızı takipteyim saygılar sunuyorum

    YanıtlaSil