2 Aralık 2013 Pazartesi

Metin Özbaskıcı / Canlı Tanıkların Gözünden Samsun Teneke Mahallesi


"Dedelerimizin yaşadıklarını düşündüğümüzde onların bu vazgeçme tercihlerine hak vermemek mümkün değildir. Yaşadıklarının kronik bir yılgınlık ve eziklik oluşturduğu muhakkaktır. Ne yazık ki bu psikolojik eziklik halen devam etmektedir. Çözüm önerilerinde bu yapının göz önüne alınması gerekmektedir."

BİR TENEKE MAHALLESİ HİKÂYESİ
Ben, her tarafından rüzgâr esen, küçücük pencereli, dar ve çamurlu bir sokağa bakan; küçük, alçak teneke
çatılı kulübelerden oluşan Teneke Mahallesi'nde doğdum. Yokluk ve yoksulluk içinde büyüdük. Neden böyle yaşamak durumunda kaldık? Bu bizim tercihimiz miydi? Biz kimiz? Samsuna nereden, ne zaman, nasıl geldik? Büyüklerimizi dinledim, onları tanımaya, yaşadıkları hayatı ve sıkıntıları; neden küçük ve bitişik kulübelerde, Teneke Mahallesi'nde yaşamaya, yoksulluğa razı olabildiklerini, anlamaya çalıştım.


Mübadeleyi, Samsun'u, sonra geldikleri Drama bölgesini, konumlarını, yaşamlarını pek çok kaynaktan okuyarak inceledim. Çalışmada önce Mahallemizde yaşayan 23 büyüğümüzle görüntülü söyleşiler yaptık. Her biri 1,5-2 saat süren söyleşilerde pek çok konuyu konuştuk, Bu yazıda sadece dedelerinin, babalarının yaşamlarını, anılarını değerlendirdik. Anlatılanları yazılı kaynaklarla karşılaştırmak için 1850 den itibaren Drama, Mübadele ve Samsun ile ilgili kitap ve yazıları inceledim ve kaynak olarak kullanmaya karar verdim. Maalesef 1924'de kurulan ve 1994'e kadar varlığını sürdüren Samsun Teneke Mahallesi ile beraber Romanlar da yok sayılmaktadır. Peki! Romanlar ne diyor? Biz bu yazı ile aynı zaman da Samsunun yakın tarihine de kaynak oluşturmayı düşündük.


82 Yaşındaki Hacı Yusuf Kepçe Anlatıyor


Dedem Halil, Drama'da dere kenarında bahçecilik yapar; yazın biber, patlıcan; kışın pırasa, kelem sebze yetiştirir; yetiştirdiği ürünleri pazarda satar; yazın yoğun iş günlerinde tütün tarlalarında işçilik yapardı. Bazen mahalle arasında çorba, ayran yapar satarlardı. Bu yüzden soyadı kanunu ile babam Yaşar, KEPÇE; amcası Bayram, AYRAN soyadını tercih etmiştir. Savaş sonrası yapılan mübadelede Dedem yanında 15 yaşındaki oğlu ve küçük kızı birlikte, gemi yolculuğu ile Samsun'a geldiler.

Samsun'da İlyas köy'e yerleştirildiler. Kendilerine tahsis edilen arazi ve tarlaları işlemeye başladılar. Yerleşiklerin tacizleri nedeniyle arazilerini terk ederek Çarşamba'ya göçtüler. O yaz Çarşamba'da tütün tarlalarında çalıştılar. Sivrisinek ve sıtma tehlikesi nedeniyle tekrar Samsun'a döndüler. Mülkü idarenin Zafer Mahallesi'nde tahsis ettiği bahçeli, ahşap, Rum evine yerleştiler. Uzun süredir boş olan ev tahtakurusu ve böcek doluydu, uyumak mümkün değildi.

İşleri Bahçecilikti. Canik Bölgesinde, cezaevinin arkasında kendilerine verilen 20 dönümlük arazilerinde bahçecilik yapıyor, yetiştirdikleri sebzeleri satarak geçinmeye çalışıyorlardı… Babam Yaşar KEPÇE evlenmiş ve 1927 de Kaniye 1929'da ben dünyaya gelmişim. Babam bahçeye yakın olmak için Teneke Mahallesi'nde Abdi BARUTÇU'ya ücret ödeyerek 350 metrekare yer almışlar, önce çadır kurdukları arsaya daha sonra baraka ev inşa etmişlerdi.

Dere kenarındaki bahçede bir iki defa yükselen sular mahsulü ziyan etmiş ve aile açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Yarıcılık yapmaya başladılar. Tarla sahibinin tarlasını ekiyor, biçiyor ve ürün gelirini paylaşıyorlardı. Zafer Mahallesi'ndeki eve gitmek zor oluyordu. Evi boşaltarak Teneke Mahallesi'ndeki barakaya yerleştiler…

Teneke Mahallesi'nin arkasında çok geniş bir çayırlık vardı. Evleri iki odalı ve yeterliydi. Sokaklar ve bahçeler genişti. Ancak mahalleye bir kaçış başlamıştı. Çeşitli nedenlerle yerlerinde barınamayan akraba aileler boş alanlarda barakalar inşa etmeye başladılar. Mahallenin nüfusu artıyordu.

Zafer Mahallesi'ndeki evleri boş kaldığı için bir başkasına verilmişti ve aile ne verilen eve, nede arazilere sahip çıkamamıştı. Tapusunu almamış, peşini de aramamıştı… Nasılsa bütün mesele karnını doyurmak, aç kalmamak Değil miydi?..

60 yaşındaki Hacı Ramazan ŞUTŞUR anlatıyor:

Dedemin Babası Ahmet, Radovişte kasabası yanındaki bir köyde sepetçilik yapan bir ailedendi. Köyün tarla ve bahçelerinde çalışıyorlardı.1889 doğumlu dedesi İbrahim Ramise ile yeni evlenmişti. Balkanlar o yıllar karışıklıklar içindeymiş. Köy sık sık Eşkıya baskınlarına uğruyordu. Bir gün yine baskın çok şiddetli olmuştu. Köy tamamen yakılmış ve yıkılmış, çoluk çocuk katledilmişti.

Yeni evliler İbrahim ile Ramise samanlık altındaki su kuyusuna saklanarak kurtulmuşlardı. Hava kararana kadar kuyudan çıkmamış; gece kuyudan çıkınca, köyde herkesin öldürüldüğünü görünce paniğe kapılmışlardı. El ele, yaya olarak kaçarak uzaklaşmayı düşünmüşlerdi. Günlerce saklanarak kaçmaya devam etmişler sonunda önlerine deniz çıkmıştı… Yol bitmişti… Çevreyi bilmiyorlardı. Bir yön tercih ederek kaçmaya devam etmişler. Aç ve bitap bir halde dere kenarında küçük bir teneke mahallesine gelmişlerdi. Aynı dili konuştukları mahalle sakinlerine Roman olduklarını söylediklerinde mahalle onlara kucak açmış, kararınca yardım etmişlerdi…

Mahallede bir kulübe sahibi olmuşlar. Burası DRAMA idi. Nenemin anlattığına göre kocaman, kalabalık Teneke Mahallesi'nin derme çatma bir tuvaleti vardı, kadın erkek herkes sıra ile kullanırdı. 1917 de oğulları amcam Ahmet doğdu... Savaş bitmişti. Mübadele anlaşması yapılmıştı. Gemi ile çıktıkları yolculuk Samsunda tamamlanmıştı. Samsundaki Rumlar daha önce gitmişlerdi. Tüm Anadolu gibi Samsun da savaş sonrası görüntüde boş ve sessizdi. Samsun'da yamaçta Cedit Mahallesine yerleştirildiler. Bahçeci olduklarından onlara bahçe ve arazi de tahsis edildi. Burada bahçeleri ekip biçmeye başladılar.

Rahat geçinemediler… Yerliler ve özellikle yeni gelen göçmenlerin tacizlerine uğruyorlardı. Baskıya dayanamadılar. Ev ve arazileri terk ederek, Mert Irmağı kenarında Cambaz Ethem'in yanına gittiler. Cambaz Ethem'i Drama dan tanıyorlardı. Cambaz Ethem at yetiştiriyordu. Irmak ile arkadaki geniş çayırlık onun için bulunmaz nimetti. Yetiştirdiği atlar çok talep görüyor ve bölgede haklı bir şöhreti bulunuyordu. Mahalleli karakol polislerinin ona ayağa kalktıklarını anlatırdı. Ona seyislik yapacak at yetiştirecek işçiler lazımdı.

Dedem çayırlık tarafına kulübelerini inşa etti. At bakıcılığı, ayakkabı boyacılığı ve tütün işçiliği yaparak geçinmeye çalıştılar. 1927 de Babam Kemal doğdu. Teneke mahallesi yeni kuruluyordu. Çevre bölgelerde baskı ve tacizlere uğrayan Romanlar istemese de mülklerini bırakmaya terk etmeye mecbur kalıyorlardı, Teneke mahallesi'nde küçük bir kulübede yarı aç yaşamaya razı oluyorlardı. Çevre geniş çayırlıktı... Arazi boştu. Hemen önünde güzel bir dere, Mert ırmağı akıyordu. Su sıkıntısı yoktu. Yüzyılların  verdiği korku ve baskılar neticesi yılmış olan Romanlar yan yana küçük barakalar yaparak Teneke Mahallesi'ne yerleşiyordu. 1932 de Babam Kemal doğdu.

Eski ev ve tarlalarını hiç aramadılar…

74 Yaşındaki Ali Özbaskıcı Anlatıyor:

Dedemin Babası Bayram Balkanlarda, Pürsıçanda, kasabanın hemen yanında küçük bir mahallede yaşıyordu. Kasabanın inşaat, tamir, onarımlarında; bahçelerde, Tütün tarlalarında çalışarak geçimlerini sağlıyorlardı. Savaşlarda bitmiyordu ki… Tarlalar ekilmiyor ve çalışamıyorlardı. Aç kalma tehlikesi baş gösteriyordu. Müslüman olmasına rağmen kasabanın içinde oturması benimsenmiyor diğer Çingene ailelerle kasabanın yanında oluşturulan mahallede yaşıyorlardı.

Balkanlarda başlayan gerginlik ve Eşkıya hareketleri en çok bu korunmasız uydu mahallelerde yaşayan Çingeneleri etkiliyordu. Kasabaya saldırmaya cesaret edemeyen üç beş eşkıya mahallede terör estiriyordu. Varını yoğunu aldıkları Çingenelerin namusuna göz dikiyorlardı. Aileler kadınlarını ve genç kızlarını karalara boyayarak, saklayarak, tezekleyerek tecavüzden korumaya çalışıyorlardı. Dayanılacak gibi değildi!...

Açlıktan ve can güvenliği olmadığından büyük şehirlere doğru göç etmek zorunda kaldılar. Drama'da Sur dibinde, dere kenarında oluşturulan teneke mahallesine yerleştiler. Dedem Demir, burada Şerife Hanım la evlendi. 1889 yılında bir Ramazan günü babam dünyaya geldi. Çevre köyler güvenli idi. Tüm yaz aylarını tütün işçiliği yaparak geçiriyorlardı. Kış aylarında yine hastane önünde ayakkabı boyacılığı yapıyordu... Yine Harp çıkmıştı. Dedem Demir cepheye gitti. Gitti, ve bir daha dönmedi. Hiç kimse ondan haber alamadı.

Babam çocuk yaşta çalışmaya başladı. Babası gibi yazları tütün işçiliği yaparak, Kışın hastanenin önünde ayakkabı boyacılığı ile geçiniyordu. Mahalle açlıkla savaşıyordu. Babam hastaneden artan ekmekleri mahalleye getirir dağıtırdı. Bir gün mahalleye dönerken eşkıya saldırısına uğradı başına bir pala yarası aldı. Bu yüzden babama kesik manasında Çinto dediler. Mahallenin en kalabalık ailesinden Menekşe ile evlendi. Drama pek çok farklı milletin yaşadığı bir şehirdi. Dedem Bulgar'la, Rum'la, İngiliz'le konuşa konuşa onların dilini de öğrenmişti. Çocukluğumuzda bize söylediği Rumca, Bulgarca, İngilizce kelimeler hala kulağımdadır.

Mübadelede kardeşleri Ahmet, Hatice ile büyük bir gemide önce İstanbul sonra Samsuna geldiler. İdari amirin emriyle Merkez Çatalarmut'a, birkaç aile ile birlikte yerleştirildiler. Kendilerine ita amiri tarafından verilen arazi ve tarlalarda tütüncülük ve bahçecilik yapacaklardı. Sermaye, tohum, alet yoktu. Çevredeki yerleşiklerin, yeni göçmenlerin hasedi ve kıskançlığı kısa sürede taciz ve tehditlere varmaya başlamıştı. Sokakta ve tarlalarda tacizlere uğruyorlardı, devletin verdiği bu büyük fırsatı kullanmalarına çevre izin vermedi. Çaresiz arazilerini terk ederek Çarşamba ya göç ettiler ve rençperliğe razı oldular. O yaz tütün işçiliği yaparak boğaz tokluğuna yaşadılar.

Bölgede Sıtma salgını, açıkta barınan ve temizlik imkânları bulunmayan aileyi çok etkiledi. Tekrar Samsun'a dönmek zorunda kaldılar. Babam İta amirinin emri ile Zafer Mahallesinde bir Rum'dan boşalan eve yerleştirildi. Ev iki katlı, geniş bahçeli, kocaman bir konaktı. Burada büyük abim Kemal doğdu. Babam kardeşi Ahmet e baldızının kızı Gülsüm'ü istedi. Konağın bahçesinde davullu zurnalı düğün yaparak kardeşini evlendirdi.

Belediyede temizlik işçisi olarak çalışmaya başladı. Şehrin çöpünü at arabaları ile mert ırmağı arkasındaki geniş çayırlıktaki çukurlara döküyorlardı. Burada kurulan teneke mahallesine uğruyor eski tanıdıklarla sohbet etme fırsatı buluyorlardı. Babam yazları tütün işçiliği ile geçiriyordu. 5-6 ay süren tütün işçiliği süresince evi korunmasız kalıyordu. İş arkadaşına alt katı kiralamaya karar verdi. Hem kira olarak gelir elde eder hem de yazın ev korumasız kalmazdı.

Babam ve Annem çevre komşuları ile çok samimi değilse bile sorunsuz yaşıyorlardı. Birkaç yıl sonra ekim sonunda köylerden dönüşte bahçeye yatak balyalarını indirdiklerinde iş arkadaşı ve ailesinin mukavemeti ile karşılaştılar. İspirli A… ve ailesi evin tapusunu aldığını evi ve bahçeyi boşaltmalarını istiyordu. Tartışma kavgaya dönüştü. Genç Ahmet ispirliyi yumrukladı. Bekçi geldi. Tapuları istedi. Babam altı aydır köyde olduklarını henüz tapu çıkarmadıklarını ancak evin sahibi olduğunu, bunu komşuların teyit edeceğini söyledi. İspirli evin tapusunu çıkarıp göstermişti. Bekçi hakaret ederek babamı kovdu. Haklarını arayamadılar…

Eşyaları yüklenerek Teneke Mahallesi'ne doğru yola koyuldular. Çevre bölgelerde rahatsız edilen ve yaşama sansı verilmeyen pek çok Çingene ailesinin oluşturduğu mert ırmağı kenarındaki mahalleye geldiler. Menekşenin kardeşleri ise daha önce Teneke Mahallesi'ne yerleşmiş, geniş çayırlığın verdiği rahatlığı yaşıyorlardı. 700 baston boyu yeri satın aldılar ve üç gözlü bir kulübe inşa ettiler. Daha sonra Ahmet'e de bir kulübe inşa ettiler. Yıllar sonra mahalleye gelen Mehmet pehlivan ve Tahir pehlivan ailelerine kulübe yapma izni verdiler. Aynı dili kullandıkları, birbirlerini hakir görmeyen insanlarla yokluk içinde aynı hayatı paylaşmaya başladılar. Balkanlarda olduğu gibi burada da şehrin köyün içinde yaşama şansı bırakılmayan Çingeneler Teneke Mahallesi'ni oluşturdular.

Babam hayatını böyle sürdürdü… Kışın soğuk aylarında Gazi Caddesi Tekel tütün fabrikası yolunda büyük kahvehanenin önünde boyacılık... Yazları tütün tarlalarında işçilik…

72 Yaşındaki Gülsüm Urkapı Anlatıyor:

Drama'da savaş bitmiyordu. Nenem mahallenin yanından geçen derenin kan aktığını söylerdi. Baskınlar ve açlık çekilecek gibi değildi. Mahalle bir arada yatıyor, birlik kuvvet oluşturmaya çalışıyordu. Çok tacizler, yaralamalar, katliamlar oldu. Atatürk bizi oradan almaya karar verdi, alın halkınızı verin halkımı dedi. Dedem Demir gemi ile Samsuna geldi. Havzaya yerleşti. Devletin verdiği arazi çoraktı. Bahçecilik iş vermiyordu. Merzifon'a çalışmaya gidiyorlardı. Samsundan Rasim dayı halam Necibe'yi istemeye geldi. Düğün yapıldı. Gelin kağnı arabasıyla Samsuna getirildi. Rasim dayı Hürriyet Mahallesi'ndeydi Düğünde tanışan Vuruk Ramazan Zübeyde halamla evlenerek Samsun Teneke Mahallesi'ne yerleşti. Birkaç yıl içinde dedem ve tüm çocukları havzadan Samsun Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Havza'da ki mülk ve arazilerini yok bahasına devrettiler, bazılarını terk ettiler.

78 yaşında Ramazan MARHAN anlatıyor

Babam Salih Drama'da bahçecilik yapıyor, büyük ve toplu bir mahallede dere kenarında yaşıyorlardı. Mübadelede gemi ile geldiler. İlk defa deniz gören babam denizi mısır tarlası sandığını anlatırdı. Samsun'a Merzifon'a yerleştiler. Bağ ve bahçe tahsis edildi. Yalnızlık ve tedirginlik üzüm yemeden Merzifon'u terk etmelerine sebep olmuştu. Önce Havza sonra Teneke Mahallesi. Babam belediyede çöpçü olarak çalışmaya başladı. Babama çöpçü Salih derlerdi…

61 yaşında Hacı Hasan TEKKAYA anlatıyor

Dedem Hasan pehlivan Drama'da yaşıyordu. Sepetçilik ve süpürgecilik yapıyordu. Dedem iri bir devdi. Meydanlarda güreşlere katılıyordu. Çevrede ünü yayılmıştı. Hiç yenilgisi yoktu. Harp zamanında pek çok Bulgar eşkıyasını kestiği ve ırmağa attığı söylenirdi. Kalabalık bir aileydiler. Kardeşleri ile Mübadelede Samsun'a geldiğinde 30 yaşındaydı. Kardeşi Memiş Pehlivan Drama'da kaldı. Tam on iki kardeştiler. Kardeşleri ile Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Kardeşi Mehmet Pehlivan, Demir Pehlivan, Tahir Pehlivan ile beraber güreşe devam ettiler. Bafra'da ve Çarşamba'da güreşlere katıldı. Bafra'daki bir güreşte yendiği rakibi gözüne kum attı, hakem faul vermeyince kızarak güreşi bıraktı. Güreşlerdeki başarısından ötürü 19 Mayıs Mahallesi'nde iki katlı bir ev ödülü kazandı. Evde oturamadı, bedavaya satarak kardeşlerini yanına alıp Teneke Mahallesi'ne yerleşti. Çarşamba'dan sırtında getirdiği ağaç dalları ve otlarla sepetçilik ve süpürgecilik yapmaya devam etti. Oğlu Bilal o mesleği yapmak istemedi. Babam Ayakkabı boyacılığı ve Rençberlik yaparak hayatını sürdürdü.

66 yaşında Kenan GÖKÇEN anlatıyor.

Babam Vuruk Ramadan Drama'da tütün işçiliği ve kışın ayakkabı boyacılığı yapıyordu. Bir gün ayakkabısını boyadığı Rum okunan Ezan-ı Muhammediye'ye hakaret edince sindiremedi. O'da kilise çanına hakaret etti ve Rum'la kavga etti. Dövdüğü Rum'un bıçağı ile yaralandı. Bu yüzden Babama Vuruk derlerdi. Vuruk Ramadan Atatürk ün talimatı ile gemi ile Samsuna yerleştirildi. Hürriyet Mahallesi'nde tahsis edilen Rum evini bakımsızlığı nedeniyle terk ederek Teneke Mahallesi'ne akrabalarının yanına yerleşti. Havza'dan Zübeyde'yi kaçırarak evlendi. Ayakkabı boyacılığı yaparak ve tütün tarlalarında çalışarak yaşadı.

78 yaşında Ramazan MARHAN anlatıyor

Babam Salih Drama'da bahçecilik yapıyor, büyük ve toplu bir mahallede dere kenarında yaşıyorlardı. Mübadelede gemi ile geldiler. İlk defa deniz gören babam denizi mısır tarlası sandığını anlatırdı. Samsun'a Merzifon'a yerleştiler. Bağ ve bahçe tahsis edildi. Yalnızlık ve tedirginlik üzüm yemeden Merzifon'u terk etmelerine sebep olmuştu. Önce Havza sonra Teneke Mahallesi. Babam belediyede çöpçü olarak çalışmaya başladı. Babama çöpçü Salih derlerdi…

61 yaşında Hacı Hasan TEKKAYA anlatıyor

Dedem Hasan pehlivan Drama'da yaşıyordu. Sepetçilik ve süpürgecilik yapıyordu. Dedem iri bir devdi. Meydanlarda güreşlere katılıyordu. Çevrede ünü yayılmıştı. Hiç yenilgisi yoktu. Harp zamanında pek çok Bulgar eşkıyasını kestiği ve ırmağa attığı söylenirdi. Kalabalık bir aileydiler. Kardeşleri ile Mübadelede Samsun'a geldiğinde 30 yaşındaydı. Kardeşi Memiş Pehlivan Drama'da kaldı. Tam on iki kardeştiler. Kardeşleri ile Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Kardeşi Mehmet Pehlivan, Demir Pehlivan, Tahir Pehlivan ile beraber güreşe devam ettiler. Bafra'da ve Çarşamba'da güreşlere katıldı. Bafra'daki bir güreşte yendiği rakibi gözüne kum attı, hakem faul vermeyince kızarak güreşi bıraktı. Güreşlerdeki başarısından ötürü 19 Mayıs Mahallesi'nde iki katlı bir ev ödülü kazandı. Evde oturamadı, bedavaya satarak kardeşlerini yanına alıp Teneke Mahallesi'ne yerleşti. Çarşamba'dan sırtında getirdiği ağaç dalları ve otlarla sepetçilik ve süpürgecilik yapmaya devam etti. Oğlu Bilal o mesleği yapmak istemedi. Babam Ayakkabı boyacılığı ve Rençberlik yaparak hayatını sürdürdü.

66 yaşında Kenan GÖKÇEN anlatıyor.

Babam Vuruk Ramadan Drama'da tütün işçiliği ve kışın ayakkabı boyacılığı yapıyordu. Bir gün ayakkabısını boyadığı Rum okunan Ezan-ı Muhammediye'ye hakaret edince sindiremedi. O'da kilise çanına hakaret etti ve Rum'la kavga etti. Dövdüğü Rum'un bıçağı ile yaralandı. Bu yüzden Babama Vuruk derlerdi. Vuruk Ramadan Atatürk ün talimatı ile gemi ile Samsuna yerleştirildi. Hürriyet Mahallesi'nde tahsis edilen Rum evini bakımsızlığı nedeniyle terk ederek Teneke Mahallesi'ne akrabalarının yanına yerleşti. Havza'dan Zübeyde'yi kaçırarak evlendi. Ayakkabı boyacılığı yaparak ve tütün tarlalarında çalışarak yaşadı.

78 yaşında Ramazan MARHAN anlatıyor

Babam Salih Drama'da bahçecilik yapıyor, büyük ve toplu bir mahallede dere kenarında yaşıyorlardı. Mübadelede gemi ile geldiler. İlk defa deniz gören babam denizi mısır tarlası sandığını anlatırdı. Samsun'a Merzifon'a yerleştiler. Bağ ve bahçe tahsis edildi. Yalnızlık ve tedirginlik üzüm yemeden Merzifon'u terk etmelerine sebep olmuştu. Önce Havza sonra Teneke Mahallesi. Babam belediyede çöpçü olarak çalışmaya başladı. Babama çöpçü Salih derlerdi…

61 yaşında Hacı Hasan TEKKAYA anlatıyor

Dedem Hasan pehlivan Drama'da yaşıyordu. Sepetçilik ve süpürgecilik yapıyordu. Dedem iri bir devdi. Meydanlarda güreşlere katılıyordu. Çevrede ünü yayılmıştı. Hiç yenilgisi yoktu. Harp zamanında pek çok Bulgar eşkıyasını kestiği ve ırmağa attığı söylenirdi. Kalabalık bir aileydiler. Kardeşleri ile Mübadelede Samsun'a geldiğinde 30 yaşındaydı. Kardeşi Memiş Pehlivan Drama'da kaldı. Tam on iki kardeştiler. Kardeşleri ile Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Kardeşi Mehmet Pehlivan, Demir Pehlivan, Tahir Pehlivan ile beraber güreşe devam ettiler. Bafra'da ve Çarşamba'da güreşlere katıldı. Bafra'daki bir güreşte yendiği rakibi gözüne kum attı, hakem faul vermeyince kızarak güreşi bıraktı. Güreşlerdeki başarısından ötürü 19 Mayıs Mahallesi'nde iki katlı bir ev ödülü kazandı. Evde oturamadı, bedavaya satarak kardeşlerini yanına alıp Teneke Mahallesi'ne yerleşti. Çarşamba'dan sırtında getirdiği ağaç dalları ve otlarla sepetçilik ve süpürgecilik yapmaya devam etti. Oğlu Bilal o mesleği yapmak istemedi. Babam Ayakkabı boyacılığı ve Rençberlik yaparak hayatını sürdürdü.

66 yaşında Kenan GÖKÇEN anlatıyor.

Babam Vuruk Ramadan Drama'da tütün işçiliği ve kışın ayakkabı boyacılığı yapıyordu. Bir gün ayakkabısını boyadığı Rum okunan Ezan-ı Muhammediye'ye hakaret edince sindiremedi. O'da kilise çanına hakaret etti ve Rum'la kavga etti. Dövdüğü Rum'un bıçağı ile yaralandı. Bu yüzden Babama Vuruk derlerdi. Vuruk Ramadan Atatürk ün talimatı ile gemi ile Samsuna yerleştirildi. Hürriyet Mahallesi'nde tahsis edilen Rum evini bakımsızlığı nedeniyle terk ederek Teneke Mahallesi'ne akrabalarının yanına yerleşti. Havza'dan Zübeyde'yi kaçırarak evlendi. Ayakkabı boyacılığı yaparak ve tütün tarlalarında çalışarak yaşadı.

69 yaşında Sevim ÖZBASKICI (GÖKÇEN) anlatıyor.

Babam Rasim 12 yaşında iki küçük kardeşi ile beraber Drama'dan Samsuna Gemi ile geldi. İta amiri tarafından 19 Mayıs mahallesinde bir Rum Evine yerleştirildi. Çocuk yaşta gazete dağıtıcısı olarak çalışmaya başladı. Kardeşlerine hem analık hem de babalık yapıyordu. Delikanlı olmuştu. Akrabası yoktu. Havza'da yaşayan Roman ailelerden birinin kızı olan Necibe ile evlendi. Düğün esnasında Necibe'nin kız kardeşi Zübeyde, Vuruk Ramadan'la tanışmış kısa bir zaman sonra onlar da evlenerek Teneke Mahallesi'ne yerleşmişlerdi. Osmaniye Caddesi'nde küçük bir büfe kiralayarak tekel ürünleri de satma ya başlamıştı. Necibe'nin Havza'daki kardeşlerini görmesi mümkün değildi ama Teneke Mahallesi'ndeki kız kardeşini görmek istiyordu. Rasim'e baskı yaptı. Evi yok bahasına satarak Teneke Mahallesi'nde 1000 metrekareye yakın bir alanı satın aldılar. Bir zaman sonra Havza'da rahat geçinemeyen Necibe'nin annesi, babası ve kardeşleri arazilerini yok pahasına satarak, satamadıklarını terk ederek Samsuna Teneke Mahallesi'ne Babamın yerlerini kurdukları kulübelere yerleştiler.

77 yaşında Hacı Bayram OTAR anlatıyor.

Bize Memişoğulları derler. Dedem Memiş Drama'da bahçecilik yapıyordu. Ürettiği sebzeleri pazarlarda satıyordu. Atatürk'ün emriyle Mübadele'de gemiyle İzmit'e geldiler. Bir kardeşi oraya yerleşti. Dedem kağnı arabaları ile Merzifon'a geldi. Merzifon'da ona tahsis edilen bağ ve bahçeleri işlemeye başladılar. Çevredeki serseri ve eşkıyaların, tacizi ve baskıları sonucu arazi ve mülklerini terk ederek Samsun Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. İzmit' teki kardeşleri bahçecilik yapmaya devam ederken dedemler Samsun'da şehirde hamallık ve yazları tütün işçiliği yaparak geçinmeye çalıştılar.

83 yaşında Adile TAŞGIN (ABRUR) anlatıyor.

Babam Drama'da evlendi. Drama'da Bahçecilik yapıyorlardı. Kalabalık bir mahallede oturuyorlardı. Mübadelede Samsun'a geldiler. Annem Ramise'nin kardeşleri Bursa'ya yerleştirildiler. Babama Teneke Mahallesi'nde yer verildi. Mahallenin İlk yerleşenlerindendi. Bahçecilik yaparak ve tütün işçiliği ile geçindiler. Yol kenarındaki evimizin bir odasını manav, daha sonra bakkal olarak işletmeye başladı. Mahalle ve yoldan geçen köylülere satış yaparak geçinmeye başladılar. Babama Bakkal Hasan derler.

65 yaşında Hacı Resul YILGIN anlatıyor.

Dedem Drama'da bahçecilik yapıyordu. Atatürk'ün talimatıyla mübadelede gemi ile Samsun'a geldi. Samsun'da Kışla mahallesine yerleştirildi. Tarla ve bahçe tahsisi yapıldı. Tarlaları işleyemeden taciz ve dışlanmalar nedeniyle mülkü bırakıp Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Yazın köylere tütün işçiliğine gidiyor, kışın meydanda ayakkabı boyacılığı yaparak yaşamaya devam ediyorlardı.

49 yaşında Mustafa DEMİRCİ anlatıyor.

Dedem Osman Selanik'te yaşıyordu. Demirci ustasıydı. Gemi ile Samsun'a geldi,sonra Havza'ya yerleştirildi. Memlekette komşusu olan Hoca ile beraberdi. Hoca'nın yerli halk ile tartışması ve görevli bekçinin Hoca'nın sakalını çekmesi ve hakaret etmesi sonucu kavgaya karıştı. Hoca ile beraber Havza'yı terk etmek zorunda kaldılar. Samsun'da Karagöl köyüne yerleştiler.

Tarım aletleri yaparak, orak, tırpan, çapa, balta gibi malzemeleri çevre köylere satarak geçindiler. Büyük kızı Mümine Zurnacı Pala Dayı ile evlendi. Şehre yakın olmak için Samsun'a, Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Dedem ve nenem Karagöl'de vefat etti. Babam demirciliğe devam ediyordu. Bir gün ormanda demir ocağında kullanılacak odun kömürü için odun toplarken orman bekçisi ile tartışmaya başladı. Tartışma sonunda bekçi bayıldı. Babam onu öldü sanarak öylece bıraktı ve eve döndü. Kaçmak gerekiyordu. Komşusuna tarla ve evleri satmayı teklif etti. Az bir peşinatla tarlaları sattı. Parayı ödeyince tapularını devredecekti. Teneke Mahallesi'ne eniştesinin yanına geldi. Babam küçük, tek odalı bir kulübe inşa etti. Demirciliği sürdürmedi. Rencberlik ve hamallık yaparak geçinmeye çalıştı. Ali Altıntaş'ın çiftliğinde çalışmaya başladı. Bir gün öldüğünü sandığı bekçiyle karşılaştı. Yine tartışma çıktı. Ali Altıntaş bekçiye para vererek olayı yatıştırdı. Babam bunları bize anlattı. Oğlum bizim yerleri komşuya sattım paranın hepsini almadım borcunu ödediğinde tapuları devredersiniz diye tembih etti. Babam rahmetli olduktan sonra 1984 'de muhtar bize haber gönderdi. Gelin tarlalarınıza sahip çıkın. Biz kardeşlerimle sevindik. Ancak peşinden komşunun tehdidi geldi. Buraya gelirseniz sizi öldürürüm. Biz korktuk. Babamın ve amcamın arazileri sahipsiz mal olarak köylüye devredildi.

77 yaşında Hacı Bayram OTAR anlatıyor.

Bize Memişoğulları derler. Dedem Memiş Drama'da bahçecilik yapıyordu. Ürettiği sebzeleri pazarlarda satıyordu. Atatürk'ün emriyle Mübadele'de gemiyle İzmit'e geldiler. Bir kardeşi oraya yerleşti. Dedem kağnı arabaları ile Merzifon'a geldi. Merzifon'da ona tahsis edilen bağ ve bahçeleri işlemeye başladılar. Çevredeki serseri ve eşkıyaların, tacizi ve baskıları sonucu arazi ve mülklerini terk ederek Samsun Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. İzmit' teki kardeşleri bahçecilik yapmaya devam ederken dedemler Samsun'da şehirde hamallık ve yazları tütün işçiliği yaparak geçinmeye çalıştılar.

83 yaşında Adile TAŞGIN (ABRUR) anlatıyor.

Babam Drama'da evlendi. Drama'da Bahçecilik yapıyorlardı. Kalabalık bir mahallede oturuyorlardı. Mübadelede Samsun'a geldiler. Annem Ramise'nin kardeşleri Bursa'ya yerleştirildiler. Babama Teneke Mahallesi'nde yer verildi. Mahallenin İlk yerleşenlerindendi. Bahçecilik yaparak ve tütün işçiliği ile geçindiler. Yol kenarındaki evimizin bir odasını manav, daha sonra bakkal olarak işletmeye başladı. Mahalle ve yoldan geçen köylülere satış yaparak geçinmeye başladılar. Babama Bakkal Hasan derler.

65 yaşında Hacı Resul YILGIN anlatıyor.

Dedem Drama'da bahçecilik yapıyordu. Atatürk'ün talimatıyla mübadelede gemi ile Samsun'a geldi. Samsun'da Kışla mahallesine yerleştirildi. Tarla ve bahçe tahsisi yapıldı. Tarlaları işleyemeden taciz ve dışlanmalar nedeniyle mülkü bırakıp Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Yazın köylere tütün işçiliğine gidiyor, kışın meydanda ayakkabı boyacılığı yaparak yaşamaya devam ediyorlardı.

49 yaşında Mustafa DEMİRCİ anlatıyor.

Dedem Osman Selanik'te yaşıyordu. Demirci ustasıydı. Gemi ile Samsun'a geldi,sonra Havza'ya yerleştirildi. Memlekette komşusu olan Hoca ile beraberdi. Hoca'nın yerli halk ile tartışması ve görevli bekçinin Hoca'nın sakalını çekmesi ve hakaret etmesi sonucu kavgaya karıştı. Hoca ile beraber Havza'yı terk etmek zorunda kaldılar. Samsun'da Karagöl köyüne yerleştiler.

Tarım aletleri yaparak, orak, tırpan, çapa, balta gibi malzemeleri çevre köylere satarak geçindiler. Büyük kızı Mümine Zurnacı Pala Dayı ile evlendi. Şehre yakın olmak için Samsun'a, Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Dedem ve nenem Karagöl'de vefat etti. Babam demirciliğe devam ediyordu. Bir gün ormanda demir ocağında kullanılacak odun kömürü için odun toplarken orman bekçisi ile tartışmaya başladı. Tartışma sonunda bekçi bayıldı. Babam onu öldü sanarak öylece bıraktı ve eve döndü. Kaçmak gerekiyordu. Komşusuna tarla ve evleri satmayı teklif etti. Az bir peşinatla tarlaları sattı. Parayı ödeyince tapularını devredecekti. Teneke Mahallesi'ne eniştesinin yanına geldi. Babam küçük, tek odalı bir kulübe inşa etti. Demirciliği sürdürmedi. Rencberlik ve hamallık yaparak geçinmeye çalıştı. Ali Altıntaş'ın çiftliğinde çalışmaya başladı. Bir gün öldüğünü sandığı bekçiyle karşılaştı. Yine tartışma çıktı. Ali Altıntaş bekçiye para vererek olayı yatıştırdı. Babam bunları bize anlattı. Oğlum bizim yerleri komşuya sattım paranın hepsini almadım borcunu ödediğinde tapuları devredersiniz diye tembih etti. Babam rahmetli olduktan sonra 1984 'de muhtar bize haber gönderdi. Gelin tarlalarınıza sahip çıkın. Biz kardeşlerimle sevindik. Ancak peşinden komşunun tehdidi geldi. Buraya gelirseniz sizi öldürürüm. Biz korktuk. Babamın ve amcamın arazileri sahipsiz mal olarak köylüye devredildi.

61 Yaşındaki Bahar Ersüren Anlatıyor:

Dedem Adem, Drama'da bahçecilik yaparak geçiniyordu. Büyük bir mahallede yaşıyorlardı. Gemi ile Anadolu'ya geçtiler. Mübadelede kardeşleri İzmit'e ve Bursa'ya, Dedem çocukları ile Merzifon'a yerleştirildi. Kendilerine tahsis edilen bağ ve bahçeleri işletemeden terk etmek zorunda kaldılar. Samsun Teneke Mahallesi'ne yerleştiler. Babam Yakup burada evlendi. Hamallık yaparak ve tütün tarlalarında çalışarak yaşamlarını sürdürdüler.

50 Yaşındaki Yaşar Orakçı Anlatıyor: 

Dedem Tahir Drama'da bahçecilik yapıyordu. Şehrin dışında dere kenarında yaşıyorlardı. Mahalle sürekli baskınlara uğruyordu. Ayşe ile yeni evliydi. Karısı Ayşe (Naniko) çok güzeldi. Karısı tacizden korunmak için yüzünü karalara boyardı. Eşini ve kardeşlerini korumak için girdiği bir çatışmada gözünü kaybeder. Dedeme onun için Kör Tahir derler. 22 yaşında mübadele ile Samsun'a gelir Çatalarmut'a yerleştirilir. Burada Ayşe yine yüzü karalanmadan kurtulamaz. Çünkü yerliler ve göçmenler tarafından baskı ve taciz devam etmektedir. Tarla ve bahçelerini işleyemeden terk ederler. İsmet Paşa caddesinde bir küçük eve yerleştirilirler. Açlıkla yüz yüze kalırlar ve bahçe ve tarlalarda çalışmak ve güvenle yaşamak için kardeşleriyle Teneke Mahallesi'ne göç eder, küçük bir kulübede yaşamaya başlarlar.

Değerlendirme

Söyleşilerde görüştüğümüz kişilerin babalarının ve dedelerinin Balkan anılarını paylaşmak istemedikleri, yaşanan baskı ve acıların ızdırap verdiğini ve unutmak istediklerini gözlemledik. Anlatılanlar tarihi gerçeklerle uyum sağlamaktadır. Osmanlı Devleti'nin Çingeneleri yerleşik hayata geçirebilmek için ürettiği politikaların başarılı olamadığı, bunun en büyük sebebinin Çingenelerin hurafelere dayalı olarak dışlanmaları olduğu anlaşılmaktadır. Bu sürecin sonucunda zorunlu olarak Çingenelerin diğer grupların yapmak istemediği ve utandığı mesleklerle geçinmek zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. Ürettiklerini ekmeğe çevirebilmek için kasaba kasaba, köy köy gezmişlerdir.

1600 yıllarından itibaren çoğalan tütün tarımı ucuz işgücünde Çingeneler için bir fırsata dönüşmüş, geçimleri büyük oranda bu alana kaymıştır. Özellikle Drama bölgesinde yaşayan dedelerimiz uzun bir çalışma süresine ihtiyaç duyulan tütün tarımında, çevredeki köylere yakın olmak istemiş ve büyük bir oranda yerleşik hayata dönmüştür. Tarlalarında çalıştıkları toprak sahipleri ve köylüler hala geçerliliğini sürdüren hurafe ve karalamalar nedeniyle köy veya kasaba içine yerleşmelerini istememiş, köylüler tarafından kullanılmaya elverişsiz arazilerde bir arada küçük kulübelerden oluşan teneke mahallelerine yerleşmişlerdir. Köylülerin bu ucuz iş gücünü bağlamak için bahşettikleri küçücük sebze bahçelerinde, evin sebze ihtiyacını karşılamak için boş gün ve aylarda bahçeleri işlemeye başlamışlardır.

Balkan Savaşları ve eşkıya hareketleri en çok bu korunmasız küçük mahalleleri etkilemiş, hatırlanmak istenmeyen katliamlar, tacizler, tecavüzler Çingeneleri büyük kasaba ve şehirlerin yakınlarına göç etmeye zorlamıştır. Şehir ve kasaba içine yerleşimine sıcak bakılmayan Çingeneler büyük Çingene mahallelerini oluşturmuşlardır. Çevreden kaçan ve teneke mahallelelere sığınan Çingeneler aynı dili konuştukları bu insanların içinde huzur ve güven buluyordu. Ve teneke mahalleleri sürekli büyüyor, yerleşilen alan dar ve küçük olduğu için kulübeler bölünerek yeni haneler kuruluyordu.

Bir yandan da güvenlik kaygısıyla, bitişik ve küçük barakaların olduğu dar sokaklar ile yeni teneke mahalleler oluşturulmuştur. Şehir güvenliğinden faydalanamayan Romanlar bu küçük bitişik evlerde yaşamayı, çete baskınları esnasında haberleşip birlikte savunmak ve direnç göstermek için tercih etmişlerdir. İnsanlar yine çevre köylere tütün işçiliğine gidiyor kışın gelişen şehirde ayakkabı boyacılığı ve hamallık yapıyor, dere kenarının avantajı ile saz ve otlardan sepetçilik ve hasırcılık yapıyorlardı. Can güvenliğinin olmadığı bu ortamda evinden çıkıp da dönmeyenlerin sayısı çoktu.

Yapılan çalışmada mülakatta anlatılanları ve kişilerin şeceresini incelediğimizde dedelerinin ve büyük dedelerinin isimlerinden ve yaşamlarından: diğerlerini pek inandıramazsalar da, Müslüman oldukları, Müslüman olarak yaşadıkları, devlete saygılı, direniş güçlerinde ve Osmanlı Ordusu'nda görev aldıkları anlaşılmaktadır. Bölge tedirgin bir dönem yaşamakta, Çingeneler bu tedirginliği iki kat fazla yaşamaktadır. Yaşanan taciz ve tecavüz vakalarını anlatmaktan utanmaktadırlar. Ancak dedelerinin, İslam'a hakaret edenlerin karşısında nasıl ölümüne karşı durduklarını, bu uğurda ölmeyi, yaralanmayı göze alışlarını, Osmanlı Ordusu'nda görev aldıklarını, ülkenin birliğine katkı sağladıklarını, bu uğurda gazi ve şehitlerinin olduğunu övünerek anlatmaktadırlar. Çalışmanın bundan sonraki kısmında Balkanlardaki hayatı başka bir kaynaktan ve belgelerden öğreneceğiz.

Eski Yazılar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme