19 Mart 2016 Cumartesi

Mustafa Aksu: Çingenelere Yapılan Ayrımcılığın Çözümüyle İlgili Çalışmalarım


Ayrımcılık cehaletin, şartlanmışlığın, önyargılı olmanın, sevgisizliğin ürünüdür. Ayrımcılık insan hakları ihlalidir, insanlık suçudur. Ülkemizde bakanlık, başbakanlık, başbakan yardımcılığı, belediye başkanlığı yapan; vali, savcı, bürokrat emeklisi olan, bilim insanı olan, sanatın zirvesine ulaşan Çingeneler bu haksız ve ağır suçlamaların önlenmesiyle ilgilenmediler! Yaşananlara seyirci kaldılar! Bu hizmetlerin gerçekleştirilmesi bana nasip oldu.




Ayrımcılık cehaletin, şartlanmışlığın, önyargılı olmanın, sevgisizliğin ürünüdür. Ayrımcılık insan hakları ihlalidir, insanlık suçudur.

1. MEB’in,  TDK’nin ve diğer kuruluşların Türkçe sözlüklerinde Çingeneler “Cimri, elisıkı, hasis, arsız, yüzsüz, çığırtkan” olarak tanımlanmıştı! Aşağılayıcı, dışlayıcı deyimler ve anlamları yazılmıştı!
2. MEB’e ait Türk ve İslam ansiklopedilerinde Çingeneler “İnançları zayıf, nikâha ve sünnete itibar etmezler! Dilencilik tefecilik yaparlar! Uyuşturucu satarlar! Çadırlarda ve kötü evlerde yaşarlar” şeklinde tanıtılmıştı !...
3. Mazlum-Der’in bir kitabında, “Çingeneler Müslüman da değil, Hristiyan da değildir! Belli başlı bir dinleri yoktur”(!) iftirası yapılmıştı!...
4. İlahiyatçı profesörün yazdığı bir kitapta Çingenelere “Dilenci, tefeci, gaspçı, vurguncu, hırsız, fuhuş” suçlaması yapılmıştı!... 
5. Eski İskan Yasasının 4. maddesinde Çingeneler “casuslarla ve anarşistlerle” eş değerde tutulmuşlardı!...
6. Yabancıların Seyahatleri Yasası’nın 123. maddesinde  Çingeneler aşağılanmışlar, dışlanmışlar, ötekileştirilmişlerdi!...
7. Vatandaşlıkla İlgili Yönetmeliğe 2003 yılında eklenen bir madde ile Çingenelikle ilişkisi olanlara vatandaşlık hakkı yasaklanmıştı!...
8. Polis Karakollarıyla İlgili Yönetmeliğin 134/7 maddesinde “Esaslı bir işi bulunmayan Çingeneler hırsız zanlısı” olarak gösterilmişti!...
9. 2003 yılında, “Türk vatandaşlığına geçmeyi zorlaştıran gizli bir emir” uygulamaya konulmuştu!...
10. Çok eski yıllardan beri halk arasında hurafelere dayalı söylemlerle Çingenelere haksız ve ağır suçlamalar yapılıyordu. Bu nedenle Çingenelerle evlilik yapılmıyordu!...

Ülkemizde bakanlık, başbakanlık, başbakan yardımcılığı, belediye başkanlığı yapan; vali, savcı, bürokrat emeklisi olan, bilim insanı olan, sanatın zirvesine ulaşan Çingeneler bu haksız ve ağır suçlamaların önlenmesiyle ilgilenmediler! Yaşananlara seyirci kaldılar!...

Bu hizmetlerin gerçekleştirilmesi bana nasip oldu. Çeşitli zorlanmalara, hakaretlere, hatta kovulmalara katlanarak, 13 yıl süren sabırlı ve özverili çalışmalarımla:

a) Çeşitli kurum ve kuruluşların Türkçe sözlüklerinde, ansiklopedilerinde, kitaplarında, bazı yasa ve yönetmelik maddelerinde bulunan aşağılayıcı, dışlayıcı, ötekileştirici, haksız ve ağır suçlayıcı yazılar çıkartıldı…        
b) Çingeneleri kötü tanıtan bazı kitaplar satıştan çekildi. Vatandaşlıkla ilgili gizli emir uygulamadan kaldırıldı…
c) Hurafelere dayalı yapılan suçlamaların önlenmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı, 2000 yılında ilk kez tarihi fetva genelgesini yayınladı. Müftülüklere gönderdi. Radyo ve televizyonlarda düzenlenecek programlarla halkın aydınlatılmasını istedi…

Katıksız bir Çingene olarak 13 yıllık uğraşlarımla gerçekleştirdiğim bu hizmetlerim, bu toplumsal kazanımlarım elbette çok önemli. Ama insanların Çingenelere yönelik ön yargılarından kurtulmaları için eğitilmeleri çok daha önemlidir. 

Bu nedenle “Türkiye’de Çingene Olmak” isimli ilk kitabım 2002 yılında yayınlandı. Genişletilmiş 4.baskısı Şubat 2016’da yapıldı. İkinci kitabım “Bir Çingene’nin Seslenişi” adıyla yayınlanacak.

Bugüne kadar ülkemizde 106 konferans verdim. 30 kez televizyon konuşması yaptım. Çok sayıda makale yazılarım yayınlandı. Yüz yüze eğitim çalışmalarımı sürdürmekteyim.

Bu konuda kısa zamanda daha etkili ve daha kalıcı sonuç alabilmek için TRT kanallarında eğitim programları düzenlenmelidir. Toplumsal barışla ilgili bu hizmetin gerçekleştirilmesi için durumu hükümetin takdirine arz edeceğim.

Çingenelerin örgütlenmesi için dernek kurulmasını da düşünen olmadı. Bu hizmetin gerçekleştirilmesi de bana nasip oldu.

2000 yılında Ankara Valiliğine başvurdum. “Çingene Kültürünü Araştırma, Geliştirme, Dayanışma” adıyla dernek ve federasyon kurulabileceği bildirilince, dernek tüzüğünü hazırladım. 2011 yılında Samsun’a, Edirne’ye ve Balıkesir’in İvrindi ilçesine giderek arkadaşlarımla bu konuyu görüştüm. Bu arkadaşlarımın destekleriyle bu şehirlerde dernek kuruluşları gerçekleşti… 

Ama daha sonra, Avrupa Birliği’nden maddi yardım yapılacağı haberi yaygınlaştırılınca, “Çingene” adı “Roman” olarak değiştirildi. Yenileri de “Roman” adıyla kuruldu. Hatta dernek ve federasyon sayısı kısa zamanda hızla arttı! Bu durum bana göre yanlıştı! “Avrupa Birliği böyle istiyormuş”(!) diye, isim değişikliği yapılmamalıydı.

2010-2011 yıllarında İstanbul’da “Roman Açılım Çalıştayı” yapıldı. Bu suretle seçimlerde iktidarın oyları arttı. Romanların siyasette sesleri duyuldu. Ama beklentileri gerçekleşmedi…

2010 yılı başında Manisa’nın Selendi ilçe merkezinde komşu mahalleden Romanlara yapılan gece yarısı baskınıyla evleri, işyerleri ve arabaları yakıldı! Salihli’ye sürgün edildiler! 2014 yılında Yalova’da bir okulda yapılan anketle “Romanların dini inançları sorgulandı”!...

İşte bu durumda bile, duyarlı bir Çingene olarak ilk tepkiyi ben gösterdim. İlk eleştiriyi ben yaptım. Yazdığım makale yazılarımla yöneticileri ben suçladım…

2006 yılında 32 ünlü Çingenenin isimlerini kitabımda ve konferanslarımda açıklayınca; 3 ünlü kişinin basında ve telefonda tepkileriyle, hakaretleriyle, tehditleriyle karşılaştım!

Üçü de ayrı ayrı hakkımda ceza ve tazminat davası açacaklarını söylediler!... Üçü de “Ben Çingene de, Roman da değilim, olmakta istemem” dediler!.. Adnan Şenses ise televizyonda, “Çingenelerin de, Romanların da nüfus cüzdanları yoktur. Onlar askere bile alınmazlar. Ben Albay çocuğuyum” dedi!... Ben de kendisine “Bu söyledikleriniz yanlıştır. Nüfus cüzdanları vardır. Askere müzik eşliğinde uğurlanırlar. Ben okumuş katıksız bir Çingene olarak, askerliğimi yedek subay olarak yaptım” dedim!...

Oysa ben onları zor şartlar altında bu önemli kademelere gelebildikleri için kutlamak, onurlandırmak ve yüceltmek istemiştim. Bu topluma önyargılı olanları ve “şaşı” bakanları uyarmak istemiştim! 

Çünkü Çingene ismi etnik köken ismidir. Özel isimdir. Suç içermez… Kimsenin anasını, babasını seçme şansı yoktur. Kişiyi “Çingene olarak tanıtmak” ona hakaret etmek sayılmaz. Bu nedenle Çingene ismini “kötü” görmek ve göstermek, “ayrımcılık” yapmaktır. İnsanlık suçudur. Kişinin özkimliğini inkar etmesi ise  kişiliksizliktir!...

Ben yazmaya, konuşmaya devam ediyorum. Ama hala hakkımda dava açan olmadı. Acaba neden?!... 
Ünlü kadın sanatçılardan bazıları bu konuda güzel şeyler söylediler. Onlara teşekkür ediyorum.

Türkan Şoray hanımefendi de telefon etti; “Ben size teşekkür ediyorum. Sizi kutluyorum. Size başarı diliyorum. Sizinle görüşmek, tanışmak istiyorum.” dedi. Bu karşılıklı arzularımız güzel bir tesadüfle gerçekleşti. Kendisine sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

1 yorum:

  1. Yukarıda saydığın, bakanlar, başbakanlar vs kimler? Bir açar mısın?

    YanıtlayınSil